En Az Bir Dönem Cumhurbaşkanlığı Sistemine Devam

Mevcut Cumhurbaşkanlığı Sistemi hükümetinin yerinde olsam, hazır yapmak istediklerimin büyük kısmını yapmışken, tüm kadrolarımı yerleştirmişken, gelir getirecek tüm kaynakları istediğim şekilde birilerine yönlendirmişken tezgâhım gelecek rakiplerim tarafından bozulmasın isterim. O zaman seçimi kaybedeceğim kesinleştiğinde, arka kapı diplomasisi ile parlamenter sisteme dönülmesini teşvik ederim. Muhalefet böyle bir öneri getirsin diye kışkırtırım, hatta parti içinde çatlak varmış da, birileri bu parlamenter sisteme destek verecekmiş haberlerini yayarım. Muhalefet böyle bir teklif getirdiğinde de, partimden en az 150-200 milletvekili ile destek veririm, parlamenter sisteme dönülmüş olur. Soranlara da “parti içi demokrasi” deyip, içerde ne kadar demokratik olduğuma dair imaj da yaparım.


Hükümet böyle yaparsa, muhalefet buna atlar sanırım. Hızlı şekilde “güçlendirilmiş”, “depreme, tsunamiye dayanıklı hale getirilmiş parlamenter sisteme” geçmiş oluruz. “Tek Adam Rejimi” bitmiş, “Şahsım Hükümeti” yenilmiş olacak?!? Yani muhalefet kazanmış olacak. Öyle mi?


Bugün parlamenter sisteme geçilse, gerçekte hükümet mi kazançlı çıkacak, muhalefet mi? Bir defa;


1. Zaten hala en büyük parti olan AK Partinin şimdi yakalamakta zorlandığı %50 +1 gibi bir yükü üzerinden atmış olacak. Şimdiki dağılımla seçime gidilse AK Parti birinci partidir ve Başbakanlığı alır, kendine yakın partilerden koalisyon yaparak yoluna devam eder. Kim kazanmış olur?


2. Yirmi yılda yargıda, bürokraside, askeriyede, poliste, özetle bütün kurumların tüm pozisyonlarına, (Genel Müdürden, Temizlik Şirketinde çalışana kadar) kendi yandaşlarını yerleştirmişken, başka bir parti kazansa bile kiminle çalışacak? Üst düzey yöneticileri değiştirir, ama bürokrasinin içindeki 5 milyon çalışanı değiştirecek değil ya! Yargıdaki tüm hakim/savcıları değiştirecek değil ya! Ayrıca değiştirmeye kalışsa hangi gerekçeyle anlatacak? Bunu halka nasıl anlatacak? Bir KHK mı uyduracak? Bunun için bir gerekçe bulması lazım, bir örgüte, bir yasadışı yapıya bağlaması lazım. Yoksa meşruiyetini açıklayamaz. Yani gelen yeni hükmet bugünkü muhaliflerden bile olsa, AK Partinin bürokrasi kadrolarıyla çalışacak. Kim kazanmış veya ne kazanmış olacak?


3. Farz edelim, iktidar değişti ve bugünün muhalefeti, parçalı yapısıyla, -ya da işi daha da kolaylaştıralım- tek başına bir parti olarak, mono blok geldi, hükümetini kurdu. Yirmi yıldır eleştirdiği uygulamaları geriye çevirmek için mecliste yasa değiştirecek çoğunluğa sahip olması gerekir. Diyelim ki onu da diğer partilerden koşulsuz destekle sağladı ve idealindeki uygulamaları yerine getirmek için mecliste tartışarak, uzlaşarak yasal değişiklikleri yapmaya başladı. Eleştirdiği şeyleri meclis işleyişi ile değiştirmek için kesintisiz kaç dönem gerekecek? Hiç bunu hesaplayan var mı? Zaten mevcut hükümet, bunun çok uzun zaman almasından dolayı, istediği politikaları uygulamak için bu sürecin uzunluğundan dolayı geçmedi mi “Cumhurbaşkanlığı Sistemine”?


4. Bunun gibi gerekçeleri daha da çoğaltabiliriz…


Gayet açık ki, şimdiki hükümet, muhalefetin kazanması ihtimalinde, mevcut “Cumhurbaşkanlığı Sisteminin” gücünü, kendi yirmi yıllık kazanımlarını geri silmek için, kendisine karşı kullanılmasını istemez. Parlamenter sisteme hemen dönülecek olması, “körün istediği bir göz, Allah verir iki mavi göz” kıvamında bir nimet olur.

Sorun denge denetleme mi?


Daha önce parlamenter sistemde iken çok iyi mi işliyordu? Güçlendirilmiş olunca denge denetleme ile ilgili yasaların altı daha kalın mı çizilecek? Montesquieu’dan beri kuvvetler ayırımı yazılıp çizilmektedir.


Yasa metinlerinde ne yazıldığı, sistemin isminin başkanlık, krallık, padişahlık olması önemli değil. Uygulamanın nasıl olduğu, yöneticilerin ve halkın demokratik değerleri ne kadar içselleştirdiği, ahlakın, dürüstlüğün ne kadar özümsendiği önemlidir. Yoksa başına bir denetmen koymakla bir şey olmadığının bu ülkede herkes binlerce örneğini bilir. Müteahhidi denetlemek için devletin yetkili mühendisi gider, adamla danışıklı şekilde çürük yapıya izin verir, sonra o yapı garibanın başına çöker. Pazarcıyı denetlemesi için zabıta gider, pazarcı ona bir poşet meyve sebze doldurur eline verir, vatandaşa çürük meyveyi satmaya devam eder. İçinde kiremit tozu çıkan baharatların hepsi yetkili kurumlarca denetlenmiş ve onaylanmıştır. İçinde patates çıkan tereyağı, kaşar ilgili kurumun gıda mühendislerince denetlenmiş ve onaylanmıştır. Böcek ilacı var diye gümrükten dönen gıdaların hepsi ilgili uzmanlarca denetlenmiştir, gümrük kapısından sonra gariban halka yedirilmediği, imha edildiği de söylenmiştir…. Bizim insanımız denetim mekanizmalarını aşmanın türlü yollarını geliştirmekte çok yeteneklidir. Mesele yasada ne yazıldığı veya sistemin adının ne olduğu değildir.


Ayrıca İngiltere gibi adı Krallık olan, fakat uygulamada bizim parlamenter demokrasimizle mukayese kabul etmeyecek kadar demokratik olan uygulamalar vardır. Şimdi vatandaşlık verse, ülkenin en az yüzde yetmişi tereddütsüz İngiltere vatandaşlığına geçmek için kuyruğa girer. Üstelik bunun başını da yerli-milli edebiyatı yapanlar çeker.

İsimler tali tartışmalardır. Sistemin ismi üzerinde tepinmek gereksiz ve kısır tartışmalardır. Gerçekte halkın hiçbir sorununa gerçekçi çözüm öneremeyen, umut veremeyen muhalefetin, tüm beceriksizliklerini ve basiretsizliklerini örtmek için kullandığı ucuz bir örtüdür. Bu örtü, gündemi risksiz, kolay bir mecrada tutup, halkı bunla oyalamaktan başka bir işe yaramıyor. Bizdeki mevcut haliyle Cumhurbaşkanlığı sistemi sorunludur, fakat önceki parlamenter sistem de sorunluydu. Zaten şimdiki sistem, önceki parlamenter sistemden çıkmadı mı? Şimdiki hükümet, önceki siyasi zihniyetten çıkmadı mı? Bu sorunlar da isimlerden, yasal metinlerden kaynaklanmıyor, zihniyetlerden kaynaklanıyor. Yasaları siyasetçiler yazıyor, siyasetçileri de halk seçiyor. Hukuk da bu yasalar çerçevesinde şekilleniyor. Zihniyetimizi tepeden tırnağa gözden geçirmeliyiz, aksi halde uygulanmadıktan sonra hukuk metinlerinde, yasa metinlerinde ne yazdığı bir şey ifade etmiyor.


Parlamenter sisteme dönüşe gelince, benim görüşüme göre en az bir tam dönem, “Yeniden İnşa” için Cumhurbaşkanlığının tüm yetkileri sonuna kadar kullanılmalıdır. Aksi halde yanlış diye sabah akşam bağıra bağıra seslendirdiğimiz uygulamaları değiştirmek mümkün olmaz. Bu yetkinin istismar edilmemesi için de iki konuda konsensüs sağlamak yeterlidir; 1) Geri Çağırma Mekanizması, (cumhurbaşkanı dahil tüm seçilmişler için), 2) Tüm partilerin (%5 ve üstü oy almış) katıldığı ve oyları oranında bakanlıkları da yönettiği bir “Yeniden İnşa Hükümeti”. Böylece toplumsal mutabakatla, yeni bir toplum sözleşmesi hazırlayabiliriz. Bir dönem sonunda da dijital bir plebisit ile halka sorarız, halk aynı sistem bir dönem daha devam etsin derse devam ederiz, değiştirin derse, mutabakatla bir yasa çıkarır, parlamenter sisteme dönmüş oluruz. Fakat her şekilde bu Cumhurbaşkanlık Sistemi yetkilerini en az bir dönem kullanmamız gerektiğine inanıyorum.


Dr. Nurettin AYDIN

Yeniden İnşa Hareketi


135 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör