Kimlik Sorunu Olarak Kürt Sorunu


Bir önceki yazıda, Kürt sorununun farklı boyutlarını ele alacağımı belirtmiştim. Sorunun başlıca boyutlarından biri “kimlik sorunu”dur. Sorunu anlayacak isek, çözüme etki edecek her boyutu ile anlamalıyız. Çünkü kısmi çözümler sorunu sadece öteler, geçici olarak gözden gizler, fakat çözülmemiş boyutlarından dolayı ilk çatlaktan tekrar sızar.


Bugün Türkiye’de Kürt sorunu olarak kavramlaştırılan sorunun kimlik boyutu, dayanağını tarihin derinliklerine kadar inen sosyal ve kültürel Kürt kimliğinden alan, ulus devletin ulusu için kurguladığı “şablon kimlik” karşısındaki direncidir.


Hayali Topluluk veya Kurgusal Etniklik


Ulus hayal edilmiş bir topluluktur (Anderson, 2011:20). Yönetici seçkinler bu hayali topluluk için bir kimlik kurgusu yapar ve kimliği bir kitlenin mitlerine, diline, soylarının uzantısına dayandırarak genişletir, genelleştirir ve popülerleştirerek politik bir bağa dönüştürür (Hobsbawm, 2010:65). Bu şablon kimlik tarihin tozlu raflarından indirilmiş, ekleme ve kesip-biçmeler ile değiştirilmiş yamalardan oluşturulmuştur. Balibar, ulus devletin kurduğu cemaate “kurgusal etniklik” adını veriyor. Bu bağlamda hiçbir ulusun doğal olarak etnik temeli yoktur, fakat toplumsal oluşumlar ulusallaştıkça, içerdikleri, paylaştıkları ya da hükmettikleri topluluklar da etnikleşir; yani sanki kendiliğinden bir ilk kimliğe, kültüre, çıkarlara sahip olan, bireyleri ve toplumsal koşulları aşan doğal bir cemaat oluşturmuşçasına geçmişte ya da gelecekte temsil edilir hale gelir (Balibar ve Wallerstein, 2007:119). Ulus kimliği, bir kere devlet tarafından belirlendikten itibaren, devletin zor kullanma tekeli başta olmak üzere, tüm kurum ve kaynaklarıyla diğer kimlikler üzerinde egemen hale gelmeye çalışır. Çünkü ulus devlet, varlığını belirli sınırlar içindeki egemenliğine borçludur ve bu egemenliği, içeride veya dışarıda, başkalarıyla paylaşmaya istekli değildir. Nihayetinde ulus devletin egemenliği, özünde devlet aygıtını kullanan ulusun egemenliğidir.


Dünya üzerinde çok sayıda potansiyel ulus mevcuttur; ancak dünyamızda belirli sayıda bağımsız ya da özerk siyasal birime yer vardır. Bu nedenle tüm ulusçulukların aynı anda tatmin edilmesi mümkün olamaz. Aralarından bazılarının tatmin olması diğerlerinin hayal kırıklığına yol açacaktır. Böyle durumlarda bir siyasal toprak biriminin içinde türdeş bir etnik birimin var olabilmesi, ancak aynı ulustan olmayanların öldürülmesi, ülkeden sürülmesi ya da asimile edilmesiyle mümkün olacak demektir. Farklı uluslardan olanların bu kadere razı olmaktaki gönülsüzlükleri, ulusçu ilkenin barışçı bir şekilde uygulanmasını zorlaştırabilir (Gellner, 2006:72-73).


Kürtler Uzun Süre Kürtlüklerini İspat İçin Uğraştı


Türkiye’de Kürtler için cumhuriyet tarihinin önemli bir kısmında temel mesele, ‘Kürt kimliğini ispat’ meselesi olmuştur. Ulus devletin “Türkçülük” temelindeki “şablon kimlik” kurgusuyla birlikte Kürt kimliğinin “varlığı” devlet tarafında tartışma konusu yapılmıştır. Resmi söylemde ‘Kürt yoktur ve üstelik sadece ülke sınırları içinde değil, yeryüzünün herhangi bir yerinde de yoktur, hiç olmamıştır’ tezlerine karşılık Kürtler, ‘hayır Kürt vardır ve biz Kürdüz’ diyerek özgün kimliklerini kabul ettirmeye çalışmışlardır. Gerçekte sorun Kürtlerin varlığının tartışmalı olmasından mı kaynaklanmaktaydı? Yoksa devletin asimilasyon vizyonunun taktik bir hamlesi mi söz konusuydu?


Kürtlerin Kimliği Üzerine


Milletlerin farklı bir kimlikle kabul edilmeleri için kendi olmanın kanıtlarını taşımaları gerekir. Ama “kendi olmak” tam olarak nedir? Milliyetçilere göre, tek yanıt özgünlüktedir. “kim olduğumuz”, zamanda ve mekânda “nereden geldiğimize” bağlıdır; karakter köken tarafından belirlenir (Smith, 2013:48-49). O halde “Kürtler kimdir?” sorusunun zaman ve mekânda açıklanabilmesi gerekir. Kürtlerin kökeni konusunda en çok başvurulan kaynak Vladimir Minorsky’nin araştırmalarıdır. Minorsky’e göre, İ.Ö. 2000 yılına tarihlenen iki Sümer tabletinde “Kar-da-ka” adlı bir ülkeden söz edilmektedir. Bu tabletlere ilaveten Herdot’ta İ.Ö. 5. Yüzyılda Achaemenid İmparatorluğunun onüçüncü eyaleti, Ermenistan’a komşu olan Paktié’yi de kapsadığı belirtilir. Bu ad “Bohtan” (şimdi Kürtler arasında Botan olarak bilinen bölge) ile ilgili bulunmaktadır. Bir başka kanıt olarak, Xenophon, İ.Ö. 401-400’de kaleme aldığı Onbinlerin Dönüşü’nde “Karduchoi”den söz eder. Bu halk İ.Ö. 9. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar Van Gölü yöresinde güçlü bir krallık kurmuştur. “Kardular” antik Karduchoi toprakları bugün Kürtlerin asıl yaşam alanlarından biri olduğu kesindir. Bu nedenle Karduchoi’nin Kürt’le özdeş olduğu 20. Yüzyılın başına kadar tartışmasız kabul görmüştür. Bu varsayım Fars bölgesinde Sasaniler devrinden beri yaşayan birçok Kürt aşiretinin varlığıyla doğrulanmıştır (2004:44-45). Bu bilgiler ışığında, Kürtlerin halen yaşadıkları coğrafyada kendilerine özgü kimlikleri ile en az 4000 yıldır var oldukları anlaşılmaktadır.


Kürtler için Milli Kimlik ve Coğrafya İlişkisi


Kürtlerin bu bölgeye başka bir yerden geldiklerini gösteren herhangi bir belge ya da anlatı olmadığından, Kürtler, kendilerinin tarihin başından beri bu coğrafyada olduklarını ileri sürerler. Bu nedenle sosyal/kültürel Kürt kimliği coğrafya ve tarihle kaynaşmış durumdadır. Sosyal/kültürel kimliklerden siyasal kimliklerin türetildiği andan itibaren, Kürt kimliği etrafındaki güçlü siyasi kimliklerin mücadele sahası içinde kalmış, coğrafyası farklı kimliklerin yönetim alanında el değiştirmiş veya bölünmüş olmasına rağmen, kendisini korumayı ve yeniden üretmeyi başarabilmiştir. Bu nedenle siyasal bir kimliğin temellendirileceği sosyal, kültürel, tarihsel ve coğrafi bir kimlik bilinci, toplumsal hafızada güçlü şekilde varlığını korumaktadır. Peki, ayrı bir millet olarak sayılmak için coğrafya yeterli mi?


Milletlerin ayırt edici mirasını oluşturan simgeler, değerler, mitler, anılar ve gelenekler örgüsünün bir milli topluluğun üyeleri tarafından sürekli yeniden üretilmesi ve yeniden yorumlanması ve bu topluluğun birey üyelerinin bu mirasla ve onun kültürel üyeleriyle değişken özdeşleşmesi (Smith, 2013:34) milli kimlik bilincini oluşturur. Bir milletin kendisini bir millet olarak teşkil etmesi için anavatanı olarak gördüğü yerde en azından uzun bir süredir ikamet ediyor olması gerekir. Ayrıca bir milletin millet olmayı arzulaması ve bir millet olarak kabul edilmesi için bir halk kültürü ve bir kendi kaderini belirleme isteği geliştirmesi gerekir. Öte yandan, bir millet için, gördüğümüz gibi zorunlu olan kendisine ait egemen bir devlete sahip olmak değil, ama yalnızca anavatanı olarak algıladığı yerde maddi ikameti ile birleşen bir özerklik duygusuna sahip olmasıdır (Smith,2013:24). Kürtlerin anavatanlarında uzun süredir ikamet ettiklerine şüphe yok, o halde bir millet olarak kabul görmesi için halk kültürü ve özerklik duygusuna bakmak gerekir.


Kürtlerde Halk Kültürü ve Özerklik Duygusu


Özgün halk kültürünün en belirgin özelliği özgün bir dildir. Kürtlerin dilleri, sosyal hareketliliği engelleyen dağlık coğrafyanın, yılın yarısında komşu köylere dahi ulaşımı zorlaştıran iklim koşullarının ve tarımsal yaşam tarzının etkileri ile aşiretler arasında bile lehçe ve diyalekt farklılıklarını taşımaktadır. Buna ilaveten İslam etkisiyle Arapçanın, büyük göçler, istilalar ve komşuluk ilişkileriyle Farsça ve Türkçenin etkilerini içermektedir. Yaklaşık bin yıldır kendilerine özgü bir siyasi birliğin resmi dili olarak kullanılmadığı için saray dili veya edebiyat dili olarak gelişme olanağı bulamamış olması bu dilin bir başka dezavantajıdır. Bütün bu aşındırıcı etkilerden ve dezavantajlardan dolayı Kürt dilinin diğer dillerden karma şekilde oluşturulmuş “uydurma” bir dil olduğu ileri sürülmüştür. Minorsky (1945)’nin Batı İran aşiretleri üzerine yaptığı araştırmasında, Kürt dilinin Aryan olmasına rağmen Pers dilinden (ayrıca Arapça ve Türkçeden) bariz şekilde farklı olduğuna işaret etmektedir. Yazar, her aşiretin kendisine özgü bir diyalektinin olmasına rağmen Kürtçenin temel karakteristiklerinin hepsinde ortak olduğunu vurgular. Şüphesiz şekilde Kürtçenin tüm deformasyonlara ve evrimine rağmen, eski ve güçlü bir dil olduğuna inandığını da belirtir.


Kürtlerin yarı kapalı aşiret yapıları, kıyafetleri, halayları, töre ve geleneklerinin birçoğu kültürel özgünlük olarak günümüzde hala sürdürülmektedir. Bugünkü anlamda devlet düzeyinde bir siyasal yapılanma olmasa da, aslında aşiretler kendi içinde, konfederasyon olarak kendi aralarında veya emirliklerin siyasi yönetiminde siyasal bir yapıyı ve özerklik iradesini de sürekli sergilemişlerdir. Bu da, Smith’in “kendisine ait egemen bir devlete sahip olmak değil, ama yalnızca anavatanı olarak algıladığı yerde maddi ikameti ile birleşen bir özerklik duygusuna sahip olmak”(2013:24) şeklinde tarif ettiği koşuldur.


Kürtlerde Kimlik Bilincinin Bütün Koşulları Mevcuttur


Sonuç olarak Kürtlerin kimlik bilincine sahip olmaları için gerekli tüm koşullara sahip oldukları anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ulusçuluk çağında diğer kimlikler gibi kültürel kimliklerinden siyasal kimlik taleplerine ilerlemeleri olağandır. İlaveten, Türkiye’de ulus devletin kuruluşundan sonra şablon kimlik karşısındaki konumu bu kimliğin siyasal anlamda kristalize olmasını hızlandırmıştır denilebilir. Doğan’a göre, güçlünün egemenliğini sürekli yeniden üretme faaliyetlerinde hem bu gücün kimliği/kimlikleri hem de gücün üzerinde uygulandığı kimlik/kimlikler yeniden üretilir. Yani, efendilik, özgürlük, kölelik, tüketicilik, işsizlik, zenginlik, Türk, Avrupalı gibi insanla ilgili tüm kimlikler, bu kimlikleri var eden örgütlü ilişki tarzıyla oluşur ve günlük örgütlü ilişkilerdeki egemenlik ve mücadelelerle yeniden üretilir (2012). Bu bağlamda Türkiye’deki Kürtlerin mevcut kimlik talepleri, egemen kimlik olarak Türk kimliğinin her yeniden üretimi sürecince, karşısında, bir yansı olarak yeniden üretilmektedir.


Görülüyor ki, Türkiye’de Kürt kimliği hem kendi tarihsel iç dinamiklerinden hem de kendisine uygulanan yaptırımlardan -tehdit ve yaptırımlar grup-içi sadakati arttırır- beslenmektedir. İster kendi iç dinamiklerinden, tarihinden, coğrafyasından, dilinden, kültüründen veya geleneklerinden beslenerek olmuş olsun, isterse de etrafındaki baskın kimliklerin ötekileştirme, asimile etme veya ortadan kaldırma girişimlerine karşı bir tepkiden beslenerek olsun, Türkiye’deki Kürtlerin, ülkede egemen Türk kimliği dâhil, yeryüzündeki diğer tüm kimlikler gibi sosyal, kültürel ve siyasi bir kimlikleri vardır. Bu varlıkları, içinde yaşadıkları ulus devletin ‘resmi şablon kimliği’ haline getirilmiş Türk kimliğinin asimilasyonuna direnmektedir. Kimlik sorunu olarak Kürt sorunundan kastedilen budur. Sorunun bu boyutu görmezden gelinerek, sırf adli, ekonomik ve sosyal tedbirler alınarak sorun çözülmüş olmaz.


Türk-Sünni-Hanefi Şablon Kimliği Sorun Üretmeye Devam Eder


Resmi şablon kimlik haline getirilmiş ve Kürtler dahil diğer herkese giydirilmek istenen “Türk-Sünni-Hanefi” şablonunu yeniden ele almak gerekmektedir. Bu şablonun, bu haliyle sürdürülmesi, tekil şekilde bazı sorunları geçici olarak çözsek dahi, zaman içinde başka sorunlar doğurma potansiyeli barındırmaktadır. Çünkü bir karşıtlık üretmekte ve ötekileştirmektedir. Bu da diğer kimlik ve inanç grupları için “karşıtını inşa” işlevi görmektedir.


Kürt sorunu özelinde Kürtlerin kimliklerinin kabulü, günlük uygulamalarda ve yasal mevzuatta bir değişikliğe gereksinim duymayacak düzeyde soyut olmasına rağmen, psikososyal bir düzeyde işleyecek “önemsenen öteki tarafından tanınma/onanma” işlevi açısından dikkate alınmalıdır. Gündelik hayatta hepimiz etkileşim/iletişim içinde olduğumuz ötekiler tarafından mütekabiliyet düzeyinde tanınmak, kabul görmek isteriz. Velev ki etkileşimimiz dostane olmak yerine savaş veya kavga şeklinde dahi olsa! Görmezden gelinmek, yokmuş gibi muamele edilmek çok ağır şekilde yaralayıcı bir aşağılamadır. Kürtler, sınırları içinde yaşadıkları “devlete egemen” kimlik olan Türkler-Araplar-Persler tarafından, hakları verilmezden önce, “kimlik olarak” kabul edilmeyi talep ederler.


Sorunu gerçekten çözmek istediğimizde, ilk yapmamız gereken sorunu gerçekten tüm boyutlarıyla kavramaktır. Kürt Sorununun önemli boyutlarından biri de kimlik boyutudur.


Serinin bir sonraki yazısında buluşuncaya kadar, huzur sizinle olsun.



Atıf Yapılan Kaynaklar:

  • Anderson, B. (2011), Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, (Çeviren: S. İskender), Metis Yayınları, İstanbul

  • Balibar, E. ve Wallerstein, I. (2007), Irk Ulus Sınıf, (Çev. N. Ökten), Metis Yayınları, İstanbul

  • Doğan, İ. (2012) Ulus İnşa Sürecinde Dil Politikaları ve Anadilde Eğitim. Eğitim Bilim Toplum Dergisi / Cilt:10 Sayı: 37 Kış: 2012 Sayfa: 113-142

  • Gellner, E. (2006), Uluslar ve Ulusçuluk, Çev. B. Ersanlı ve G.G. Özdoğan, Hil Yayın, İstanbul

  • Hobsbawm, E. (2010), 1780’den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik, Çev. O. Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul

  • Minorsky, V., Bois, T., Mackenzie, D.N. (2004), Kürtler ve Kürdistan (Çev. K. Fıratlı), Doz Yayınları, İstanbul

  • Smith, A. D. (2013), Milliyetçilik, Çev. Ü. H. Yolsal, Atıf Yayınları, Ankara


1.122 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör