Korkma Sındo Muşembu


Köydeki ilkokula giden iki ağabeyime imrenip erken başlamıştım.


Her Pazartesi sabah ve her Cuma ikindi vakti okulun önünde sıra halinde toplanıyorduk. Topu topu yirmi yirmi-beş kişi dolayındaydık. Sıranın en önünde beşinci sınıflar ve en arkada biz birinci sınıflar dizilip hazır-ol vaziyetinde bekler, basamağa çıkan örtmenin tuhaf el işaretleri ile söylediği şarkıya yüksek sesle eşlik ederdik.


Şöyle başlıyordu şarkı;


“Korkmaaa sındooo muşembuuuuu”


Devam eden kısmını zaten anlamıyordum ve öndekilerin seslerine uyarak, daha düşük sesle “lardaaaa üzdennn basacaaakk, sümede dumuuu nını nınıııı….” diye devam ediyordum.


Ne dediklerini hiç anlamıyordum, fakat çok önemli olduğunu her şekilde hissediyordum; çünkü herkes dik durup, başını kaldırıp, yüksek sesle buna eşlik etmek zorundaydı. Tahminime göre Sındo diye biri vardı, bu Sındo çok korkuyor, ağlıyor ve herkes onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Ne bileyim işte… çocuk aklım…


Türkçe bilmiyordum. Hevesle öğrendiklerim ağabeylerimin ders çalışırken tekrarladıkları heceler ve ona kadar sayma sayılardı. Onları da kulaktan duyma ezberlemiştim. Onun için şarkıda ne dediklerini bilmiyordum.


Üçüncü sınıftayken (8-9 yaşlarındaydım) babamızı kaybettik ve beni ertesi yıl Yüksekova’daki Yatılı Bölge İlkokuluna kaydetmişlerdi. İlk defa dördüncü sınıfta burada cümle kurmayı ve yazmayı öğrendim. Yılsonunda okumayı biliyordum ve sınıfın duvarındaki “Andımız”ın yanında asılı olan “İstiklal Marşı”nın on kıtasını okuyabiliyordum. Şimdi köydeki okula başlarken söylediğimiz şarkının ne anlama geldiğini biliyordum artık.


Zaten bu söyledikleri de bir şarkı değil, bir marş idi. Gerçi şarkı ile marş arasındaki farkı anlamak için liseye kadar beklemem gerekecekti, ama olsun, en azından bunun sözlerini öğrenmiştim.


Elbette benim tekrarladığım “korkmaaa sındooo muşembuuuuu” ile hiç ilgisi yoktu.

Varlık-yokluk savaşı veren bir milletin, zorluklara karşı pes etmemesi, korkmadan direnmesi, yılmadan mücadele etmesi için, düştüğü yerden doğrulması için ihtiyaç duyduğu tek gücün göğsündeki inanç olduğunu hatırlatıyordu bu marş. Kendine güven diyordu, mücadeleyi bırakma diyordu…


Ben bu metni baştan sona on kıtasını ezberlemiştim. Çünkü çok ilham vericiydi. Çünkü ben köydeki okulda, her ne kadar cümle kurmayı dahi bilmiyorsam, sınıf birincisiydim, örnek öğrenciydim, alkışlanıyordum ve kendime güveniyordum. Fakat geldiğim bu yeni okulda sınıfımdaki en tembel öğrenci dahi benden iki üç kat ilerideydi. Bu da benim günahım değildi, köydeki okul ile kasabadaki okulun seviye farkından kaynaklanıyordu, ama ben ezilmiştim, korkmuştum, sinmiştim ve özgüvenimi kaybetmiştim...


Fakat o marş o kadar cesaret vericiydi ki…


Marş Sındo’ya sadece “korkma” demiyordu, “çalış” diyordu, “kendine güven” diyordu, “mücadeleyi bırakma” diyordu, yani çok şey diyordu…


Yatılı okuldaki ilk yılımda birinci yarıyılın sonuna kadar tek zayıfla dönemi kapatmayı başardım, ikinci yarıyıl sonunda ise ilk 4-5 arasına girmiştim. Sınıf öğretmenimiz karnemi verirken sınıfa dönüp “çocuklar; arkadaşınızın geldiği zamanki durumunu hatırlıyor musunuz? İşte çalışmanın, azmin sonucu budur. Size örnek olsun, çalışırsanız başaramayacağınız şey yoktur” deyip, beni örnek göstermişti.


Hayatımın geri kalanında ne zaman zorlansam, kendime bunu hatırlattım “korkmaaa sındooo muşembuuuu”…


Evet, hayatın içinde döngüler vardı, kolaylıklar gibi zorluklar vardı, yükselişler gibi düşüşler vardı…


Evet, değiştirebileceklerim gibi, gücümü aşan, değiştiremeyeceğim gerçekler vardı. Fakat sadece hatırlamalıydım ki, değiştiremeyeceklerimi kabullenip, değiştirebileceklerim için kendime güvenmeli ve elimden geleni yapmalıydım… Benim ödevim buydu.


Şimdi tekrar kendime hatırlatıyorum; değiştiremeyeceklerin için şikayet etmeyi, eleştirmeyi bırak, değiştirebileceklerin için elinden geleni layıkıyla yerine getir…!


Başarının mucizevî anahtarı budur.


Korkma Sındo Muşembu…!


393 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör