Telafi Edici Müdahale

Bugünün toplumu, serbest piyasa mekanizması içinde “alıcılar” ve “satıcılar” olarak yeniden tanımlanacaktır (tanımlanmalıdır).


Bu yeni ortamda satıcılar (genellikle şirketlerdir) sermayenin küreselleşmesi (neo-liberalizm) sayesinde çok büyük miktarda üretim yapabilmekte ve büyük pazarlara satarak hızlı şekilde devasa sermaye birikimlerine erişebilmektedirler. Şirketler, birçok devletin GSMH’ından büyük sermayeleri ile kaynakları hoyratça kullanabilmekte, şimdiki ve gelecekteki canlıların eşit şekilde sahip oldukları doğal kaynakları dengesizce tüketebilmektedirler. Sahip oldukları sermaye birikimi ve devletlerin vergi kaynakları içindeki payları nedeniyle siyasi yönetimler üzerinde büyük yaptırım güçlerine sahip olduklarından, bunları denetleyebilecek veya sınırlayabilecek bir siyasi otorite sağlanamamaktadır. Çünkü siyasi iktidar daima hakim sınıfın elindedir.


Oysa bu satıcıların devasa gelirlerinin önemli kısmı alt ve orta gelir seviyesindeki alıcıların tüketimlerinden birikmektedir. Alıcılar herhangi bir şirketin ürününü almayı reddettiğinde şirket hızla küçülecek ve sonunda faaliyet alanından çekilerek başka bir alana geçecektir. Şirket monarşilerine karşı yaptırımı olabilecek tek güç alıcılardır. Alıcıların örgütlenmesi ve ürün tercihlerinin bu örgütlenme içinde kararlaştırılarak şirketlerin terbiye edilmesi, sosyal fonlara daha çok katılması, tahrip ettiği tabiatı tamir ve tazmin etmeye zorlanması, sebep olduğu zararları telafi etmesi ve dahası sermayenin daha geniş kesime yayılabilmesi için aşırı büyümelerin (küçük market ve bakkalları pazardan silen süper marketler) engellenmesi, gelir piramidindeki orta kesimin büyüyüp üreticilerin sayıca artması ve daha rekabetçi bir pazar ortamının oluşması (tüketici lehine) sonuçlanacak bir seçenektir.


Aynı alıcı (tüketici) örgütlenmelerinin sayıca çok olduklarından (oy sayısı), siyasi iktidarları bu konuda kararlar almaya zorlaması sayesinde gerekli yasal yaptırımların yapılmasını da sağlayacaktır. Destekleyici örnek olması açısından, banka kredilerinden alınan dosya masraflarının tüketicilerin davaları sonucu geri ödenmesi ve bu tarihten sonraki kredilerde sıfır dosya masraflı kredi ilanlarının yapılmaya başlanması zikredilebilir.


Bunu bir teoriden öte, pratikte işler kılmak için bir altyapının kurulması gerekir. Hem ilgili ve etkilenen tüm kesimlerin bilinçlendirilmesi, örgütlenmesi ve süreçlere aktif katılımlarının sağlanması, hem de hammaddeden satış sonrası hizmetlere kadar tedarik zincirinin baştan sona kurulması ve optimize edilerek denetim altında tutulması gerekir.

Büyük tüketici veya seçmen yığınlarının edilgenliği örgütlenmemiş olmasından kaynaklanır. Fakat örgütlenme sadece ideolojik temellerde olunca yetmez. İdeoloji örgütlenmeleri için insanları ikna eder, ancak sürdürülebilirliği sağlamaz. Kitledeki her bireyin teker teker ekonomik sürdürülebilirlik açısından bu sistemden yeterli kazancı veya faydayı sağlaması gerekir. İnsanların bu sayede iş sahibi olması, kazanç sahibi olması ve bu olanakların da diğer alternatiflerden daha cazip olması gerekir. Bunun için de üretim faktörleri üzerinde denetim sağlanması gerekir. Şimdi tüketicinin gücü o derece büyük ki, üretim araçları sahipliğini ve üretim faktörleri ile mülkiyet ilişkisini değiştirebilir. Çünkü tüketicinin gücü üreticinin gücü kadardır. Tüketici almazsa üretici iflas eder. Üstelik tüketici seçeneksiz değildir. Üreticinin iflası onu hiçbir şeyden yoksun bırakmaz. Başka üreticiden edinir, olmadı kendisi üretir.


Artık üretim araçları ve sermaye, yani güç kapitalistlerin (üreticilerin ve egemenlerin) tekelinde değildir.


Sadece uygun algoritmalar ile küçükleri örgütlemek, ağlara dönüştürmek ve bu ağları birbirine entegre etmek gerekir. Nua-Net Entegre Ağları bu algoritmaların 30 yıllık bir saha deneyimine dayanarak tasarlanmış halidir.



Bu yazı, Nua-Net Entegre Ağları E-Kitabımdan bir bölümdür. Kitabın tamamına ÜCRETSİZ erişim için (BUARAYA TIKLAYIN)




45 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör